<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sağlıklı Yaşam Bilgileri, Hastalık Belirtileri, Sağlık Haberleri, Kilo Ver, Diyet</title>
	<atom:link href="http://www.mikrop.org/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.mikrop.org</link>
	<description>Sağlıklı Yaşam Bilgileri</description>
	<lastBuildDate>Thu, 17 Nov 2011 19:08:58 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Hastalığa karşı nasıl bağışık kazanılır</title>
		<link>http://www.mikrop.org/hastaliga-karsi-nasil-bagisik-kazanilir.html</link>
		<comments>http://www.mikrop.org/hastaliga-karsi-nasil-bagisik-kazanilir.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Nov 2011 19:08:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>zdearban</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlıklı Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[bağışıklık]]></category>
		<category><![CDATA[bağışıklık kazanma]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[kazanılması]]></category>
		<category><![CDATA[sistemi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mikrop.org/?p=370</guid>
		<description><![CDATA[Hastalığa karşı bağışıklık hastalığın geçirilmesi ya da aşılanma sonucu oluşur. Aşı, özellikle risk gruplarında ağır hastalık belirtileri ile seyredebilen ve ölüme yol açabilen pandemik gripten korunmanın en geçerli yöntemidir. Pandemik grip aşısı; Gribin yayılmasını önlemek, Ağır seyreden grip vakalarıyla oluşacak komplikasyonları ve ölümü engellemek, Salgının uzun sürmesi sonucu ortaya çıkabilecek virüs mutasyonunu önlemek, Hastalık nedeni [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.mikrop.org/wp-content/uploads/2011/11/bagisiklik.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-371" title="bagisiklik" src="http://www.mikrop.org/wp-content/uploads/2011/11/bagisiklik.jpg" alt="" width="226" height="181" /></a>Hastalığa karşı bağışıklık hastalığın geçirilmesi ya da aşılanma sonucu oluşur.</p>
<p>Aşı, özellikle risk gruplarında ağır hastalık belirtileri ile seyredebilen ve ölüme yol açabilen pandemik gripten korunmanın en geçerli yöntemidir.</p>
<p>Pandemik grip aşısı;</p>
<p>Gribin yayılmasını önlemek,<br />
Ağır seyreden grip vakalarıyla oluşacak komplikasyonları ve ölümü engellemek,<br />
Salgının uzun sürmesi sonucu ortaya çıkabilecek virüs mutasyonunu önlemek,<br />
Hastalık nedeni ile hastaneye yatış ve yoğun bakım yatak ihtiyacını azaltmak,<br />
Toplumda verilmesi gereken zorunlu hizmetlerin kesintisiz sürdürülmesini sağlamak,<br />
Gribe bağlı okul devamsızlığını, iş gücü kaybını ve ekonomik kayıpları önlemek açısından önemlidir.</p>
<p>Hastalığı geçirenlere aşıyı yaptırmanın herhangi bir zararı olmadığı gibi ek bir yararı da bulunmamaktadır.</p>
<p>Aşı, 9 yaşın altında ve bağışıklık sisteminde yetersizlik olanlara, en az 3 hafta ara ile iki doz, 10 yaş ve üzerinde ise tek doz olarak uygulanmaktadır.</p>
<p>Devletimiz aşıyı temin etmiş olup, aşı ücretsiz olarak vatandaşlarımıza uygulanmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mikrop.org/hastaliga-karsi-nasil-bagisik-kazanilir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Arpacık Çıkması ve Tedavisi</title>
		<link>http://www.mikrop.org/arpacik-cikmasi-ve-tedavisi.html</link>
		<comments>http://www.mikrop.org/arpacik-cikmasi-ve-tedavisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Nov 2011 19:54:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>zdearban</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[arpacık]]></category>
		<category><![CDATA[arpacık çıkması]]></category>
		<category><![CDATA[arpacık tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[cikmasi]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mikrop.org/?p=366</guid>
		<description><![CDATA[Arpacık sık karşılaşılan bir sorundur. Etkilediği gözkapağı bezlerine göre ikiye ayrılır. Gözkapağının dışında kirpiklere bağlı yağ bezleri vardır. Bunlar, gözün yüzeyini koruyan yağı (sebum) salgılarlar. Bazen salgı bezi kanalı tıkanır ve içerde kalan bakteriler &#8220;dış&#8221; arpacığa neden olurlar. Gözkapağının içinde ise, &#8220;meibom bezleri&#8221; denen bir dizi bez daha vardır. Bunlar da yağ bezleridir, ancak kirpiklerle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.mikrop.org/wp-content/uploads/2011/11/arpacik.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-367" title="arpacik" src="http://www.mikrop.org/wp-content/uploads/2011/11/arpacik.jpg" alt="" width="163" height="94" /></a>Arpacık sık karşılaşılan bir sorundur. Etkilediği gözkapağı bezlerine göre ikiye ayrılır. Gözkapağının dışında kirpiklere bağlı yağ bezleri vardır. Bunlar, gözün yüzeyini koruyan yağı (sebum) salgılarlar. Bazen salgı bezi kanalı tıkanır ve içerde kalan bakteriler &#8220;dış&#8221; arpacığa neden olurlar.</p>
<p>Gözkapağının içinde ise, &#8220;meibom bezleri&#8221; denen bir dizi bez daha vardır. Bunlar da yağ bezleridir, ancak kirpiklerle bağlantılı değillerdir, gözkapağının arka yüzüne açılırlar. Burada oluşan bir tıkanıklık ve enfeksiyon da &#8220;iç&#8221; arpacığa neden olur.</p>
<p>Diğer enfeksiyonlarda olduğu gibi, genel olarak beden sağlığının bozuk olması ve direnç düşüklüğü de arpacığın sık görülmesine neden olur.<span id="more-366"></span></p>
<p>Arpacık ortaya çıkmadan birkaç gün önce gözde kaşınma ve batma hissi başlar. Arpacık bir iki günde ortaya çıkar. Küçük, ağrılı bir nokta biçiminde başlar; sonra şişerek belirgin kırmızı bir püstül (içi irin dolu kabarcık) halini alır. Dış arpacık kolayca tanınır. Ama iç arpacığın görülmesi için gözkapağını dışa doğru çevirmek gerekir. Şişen meibom bezi gözkapağını gerdiğinden iç arpacık, dış arpacıktan daha ağrılıdır.</p>
<p>Arpacıkla birlikte gözkapağındaki ağrı ve batma hissi artar. Işık ağrıyı artırır (fotofobi) ve göz sürekli sulanır. Fotofobi, göz sulanması ve sürekli burnunu çekme, çocukta, kızamık gibi daha ciddi bir hastalığı akla getirebilir.</p>
<p>Oluşan iltihabın boşalmasını sağlamak önemlidir. Sıcak kompres, kan akımını artırıp gözkapağını yumuşatarak ağrıyı azaltır ve enfeksiyonun iyileşmesini kolaylaştırır. Basit bir sıcak kompres, tahta bir kaşığın çevresine pamuklu bir kumaş ya da pamuk sarıp sıcak suyun altına tutularak yapılabilir. Su dayanılabilir sıcaklıkta olmalı ve kaşık her seferinde kapalı göz üstünde en az 10 dakika tutulmalıdır. Dış arpacığın yerleştiği kıl kökü kolayca fark edilir. Kirpik bir cımbızla alınırsa, arpacık kendiliğinden boşalır, ağrı ve şişlik azalır.</p>
<p>Gözü ovuşturmak, enfeksiyonu bulaştıracağı için zararlıdır.”</p>
<p><strong>Halk tıbbında arpacık tedavisi</strong></p>
<p>Arpacık için halk tıbbında yüzyıllardır kullanılan etkili bir ilaç var: <strong> Sarımsak.</strong></p>
<p>Arpacık çıkacağını hissettiğiniz zaman, veya arpacık çıktıktan sonra uygulayabilirsiniz. 1 diş sarımsağı bıçağın tersiyle hafif ezerek kabuğunu soyun. Daha sonra, hiç bıçak değdirmeden elinizle ikiye ayırın. Sarımsağı bu böldüğünüz yerinden arpacığın üzerinde bekletin. Şimdiden söyleyelim, gözünüz çok yanacak, canınız acıyacak. Yarım saat kadar gözünüzde beklettikten sonra ılık suyla gözünüzü yıkayın.</p>
<p>Arpacığın üzerine sık sık ılık suya veya çaya batırılmış pamuklu bez kapatmak da iltihabın kolay erimesini sağlıyor.</p>
<p>Çoğu hastalık gibi, arpacık da vücut direncimiz zayıfladığında, aşırı gergin, yorgun, zayıf düştüğümüzde ortaya çıkar. Vücudu güçlendirmek beslenmenin düzeltilmesi şarttır. Normalde yediğinizden daha fazla sarımsak yemeniz arpacığın tedavisine yardım eder. Güçlenmek için ısırgan çayı da içilebilir.</p>
<p><strong>Bitkisel tedavi kitaplarından diğer yöntemler:</strong></p>
<p>• Patatesin iç kısmını rendeleyip bir bezin içine koyun. Bu bezi arpacığın üzerine kapatın.<br />
• Mayıs papatyası çayı (1 fincan kaynar suyun içinde 1 çay kaşığı kuru Mayıs papatyası 2-3 dakika bekletilir) ılıkken içine pamuk veya pamuklu bez batırılıp göze yatırılır.<br />
• Bol miktarda sarımsak, çiğ sebze ve meyve yenir.</p>
<p><strong>Niyazi Eröztürk’ün “Ev İlaçları” isimli kitabında arpacık tedavisi için önerilenler:</strong></p>
<p>• 2 çorba kaşığı dövülmüş keten tohumu 2 su bardağı kaynar suda 5-6 dakika bekletilir. Temiz bir bez parçası bu suya daldırılıp kapalı gözün üstüne yatırılır. Uygulama süresi 15-20 dakikadır, günde 2-3 kere tekrarlanır.<br />
• Haşlanmış 1 patates çatalla ezilir. 1 yumurta sarısı ve sıcak süt eklenerek lapa yapılır. Temiz bir bezin üstüne sürülür. Patatesli kısım göze değecek şekilde kapalı göz kapağına yatırılır. Uygulama süresi 15-20 dakikadır, günde 2-3 kere tekrarlanır.<br />
• 1 tatlı kaşığı rezene veya atkuyruğu bitkisi 1 su bardağı kaynar suda ılıklaşana kadar bekletilir. Temiz bir bez parçası bu suya daldırılıp kapalı gözün üstüne yatırılır. Uygulama süresi 20 dakikadır, günde 2-3 kere tekrarlanır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mikrop.org/arpacik-cikmasi-ve-tedavisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bulaşıcı Hastalıklar !</title>
		<link>http://www.mikrop.org/bulasici-hastaliklar.html</link>
		<comments>http://www.mikrop.org/bulasici-hastaliklar.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Nov 2011 08:24:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>zdearban</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bulaşıcı Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[bulaşıcı]]></category>
		<category><![CDATA[Bulaşıcı hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[bulaşıcı virüsler]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mikrop.org/?p=361</guid>
		<description><![CDATA[Bulaşıcı olmayan hastalıklar olarak nitelendirilen kalp ve damar hastalıkları, şeker, yüksek tansiyon gibi sağlık sorunları, dünyanın birçok bölgesinde salgın gibi yayılıyor. Bu eğilim büyük ölçüde, hareket azlığına yol açan yaşam biçimlerinin benimsenmesi, beslenme alışkanlıklarının değişmesi ve sigara kullanımının artmasına bağlı. Toplum sağlığı uzmanları, bedensel egzersizin dünya nüfusunun sağlığını korumada ve iyileştirmede önemli rol oynayabileceğinin ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.mikrop.org/wp-content/uploads/2011/11/virus.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-362" title="virus" src="http://www.mikrop.org/wp-content/uploads/2011/11/virus.jpg" alt="" width="200" height="150" /></a>Bulaşıcı olmayan hastalıklar olarak nitelendirilen kalp ve damar hastalıkları, şeker, yüksek tansiyon gibi sağlık sorunları, dünyanın birçok bölgesinde salgın gibi yayılıyor. Bu eğilim büyük ölçüde, hareket azlığına yol açan yaşam biçimlerinin benimsenmesi, beslenme alışkanlıklarının değişmesi ve sigara kullanımının artmasına bağlı. Toplum sağlığı uzmanları, bedensel egzersizin dünya nüfusunun sağlığını korumada ve iyileştirmede önemli rol oynayabileceğinin ve bu konuda atılması gereken birçok adım bulunduğunun altını çiziyorlar. Çözümün bir yönü, bedenimizi çalıştırmanın yararlarının ortaya konulması ve insanların, bedensel egzersize yönelmelerini artıracak politikalar üretmek. Bir başka yönüyse, bu etkinliklere uygun çevresel düzenlemeler yapmak, altyapılar oluşturmada atılacak adımlar.</p>
<p><span id="more-361"></span></p>
<p>Günümüzde teknoloji, insanların hareket etme alışkanlıklarını büyük ölçüde azalttı. Otomobiller, yürümeye olan gereksinimimizi aza indirdi. Ağır işleri bizim yerimize yapan makineler var. Televizyon ve bilgisayar gibi aygıtlar, uzun süre hareketsiz kalmamıza neden oluyor. Oysa ki, insan bedeni hareket etmek için &#8220;tasarlanmış&#8221;. Yüz binlerce yıl boyunca insanlar, yaşamlarını avlanarak, yiyecek yetiştirerek, ticaret etkinlikleri için yer değiştirerek, hareketli bir yaşam sürmüşler. Teknolojinin bugünkü ölçüde gelişip yaygınlaşmasınınsa, insanlık tarihinin göz açıp kapayıncaya kadar geçmiş küçük bir zaman diliminde gerçekleştiği söylenebilir. Ancak, deyim yerindeyse insanoğlu rahata çabuk alışıyor. Bugün çoğu insan, &#8220;gereken&#8221;den fazla hareket etmeyi rahatsızlık olarak görüyor. Bu yaklaşım, işleri yapacak ne kadar çok aygıtımız varsa o kadar başarılı olduğumuzu söyleyen toplumsal tutumlar ve değer yargılarıyla da destekleniyor. Öte yandan araştırmalar, en hareketsiz kişilerin bile, yaşamlarına, düzenli olarak kısa yürüyüşler yapmak gibi hafif egzersizler kattıklarında, sağlık açısından önemli yararlar kazanabileceklerini gösteriyor. Elbette öncelikle, hareket etmeyi rahatsızlık kaynağı olarak görmek yerine, sağlığımız açısından bir zorunluluk olarak kabul etmek gerekiyor. Bu tutum değişikliği, modern teknolojinin yararlarını, sağlık konusundaki olumsuzlukları olmadan yaşamamıza olanak tanıyacak. Araştırmalara göre, her yaştan insan, kendi yaşam koşullarına uygun biçimde ve düzeyde düzenli olarak bedensel egzersiz yapabilir ve buna herhangi bir yaşta başlayabilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mikrop.org/bulasici-hastaliklar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şişmanlık !</title>
		<link>http://www.mikrop.org/sismanlik.html</link>
		<comments>http://www.mikrop.org/sismanlik.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Nov 2011 08:21:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>zdearban</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[şişman]]></category>
		<category><![CDATA[şişmanlar]]></category>
		<category><![CDATA[şişmanlık]]></category>
		<category><![CDATA[şişmanlık hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[şişmanlıktan kurtulma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mikrop.org/?p=358</guid>
		<description><![CDATA[Şişmanlık, dünyada ve ülkemizde hızla artmakta olan bir hastalık. Şişmanlığın hızla artmasının temel nedeni insanların yaşam biçimindeki değişiklikler. Dünyanın bazı bölgelerinde açlıktan ölen insanlar olmasına karşın, büyük bir kesim aşırı ve sağlıksız besleniyor; arabalarda, televizyon ve bilgisayar başında, hareketsiz saatler geçiriyor. Yeni kuşaklar fast foot tuzağına düşmüş durumda. Sağlıksız yiyecekler tarım kesimindeki doğaya yakın yaşayan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.mikrop.org/wp-content/uploads/2011/11/sismanlik.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-359" title="sismanlik" src="http://www.mikrop.org/wp-content/uploads/2011/11/sismanlik.jpg" alt="" width="167" height="230" /></a>Şişmanlık, dünyada ve ülkemizde hızla artmakta olan bir hastalık. Şişmanlığın hızla artmasının temel nedeni insanların yaşam biçimindeki değişiklikler. Dünyanın bazı bölgelerinde açlıktan ölen insanlar olmasına karşın, büyük bir kesim aşırı ve sağlıksız besleniyor; arabalarda, televizyon ve bilgisayar başında, hareketsiz saatler geçiriyor. Yeni kuşaklar fast foot tuzağına düşmüş durumda. Sağlıksız yiyecekler tarım kesimindeki doğaya yakın yaşayan insanların yaşamına bile sızmaya başladı. Öte yandan, şişmanların sayısı arttıkça insanlar fazla kilolarından kurtulmak için, traji-komik bir takıntıyla, her türlü tuhaf öneriye kulak vermeye başladılar. Bu kitapta şişmanlığın nedenleri, yol açtığı hastalıklar, bilimsel olarak sağlıklı ve dengeli beslenmenin nasıl olması gerektiği, besinler, vitamin ve minerallerin kullanımı konularıbnda özet bilgiler vermeye çalışırken, zayıflamak isteyenleri, bilimsellikten uzak diyet kitaplarına, internetteki sıradan diyet listelerine, tek gıdaya dayalı yanlış diyet önerilerine karşı da uyarmak istedim.</p>
<p>Şişmanlık, dünyada ve Türkiye’de hızla artmakta olan bir hastalıktır. Günümüzde, tüm dünyadaki aşırı kilolu insan sayısının bir milyarı geçtiğini söyleyebiliriz. Önceleri sadece erişkin insanların problemi olarak görülen şişmanlığın, son yıllarda çocukları da tehdit ettiği ve aşırı şişman çocuk sayısının hızla arttığı gözlenmektedir. Şişmanlığın hızla artmasının başlıca nedenleri: Aşırı beslenme ve hareketsiz yaşam biçimidir. Bu faktörler dışında, anne ve babadan gelen bazı genlerin şişmanlıkta rol oynadığı da artık bilinmektedir.<span id="more-358"></span></p>
<p>Şişmanlık, sigaradan sonra önlenebilir ölüm nedenlerinden ikincisidir. Kilosu fazla olan kişilerde şeker hastalığı (diabetes mellitus), tansiyon yüksekliği (hipertansiyon), kan yağlarında yükseklik (hiperlipidemi) ve kalp hastalıklarının daha fazla olması ve bu rahatsızlıkların erken yaşlarda ölüme yol açması nedeniyle, kilo vermek ve sağlıklı beslenmek büyük önem taşımaktadır.</p>
<p>Fazla kilolardan kurtulmanın ilk yolu sağlıklı ve dengeli beslenmek, az yemek ve egzersizi artırmaktır. Otomobil kullanımının artması, televizyon ve bilgisayar başında geçirilen hareketsiz saatler, insanların kilo almasının belli başlı nedenleridir. Akşam yemeğinden yatıncaya kadar geçen süre içinde atıştırılan yiyecekler de fazla kiloların önemli bir nedenidir.</p>
<p>Ülkemizde beslenmeyle ilgili en büyük yanlışlığın beyaz ekmek tüketimi olduğunu söyleyebiliriz. Artık köylerde bile bol miktarda beyaz ekmek tüketilmektedir. Bol nişasta içeren, buna karşılık mineral, vitamin ve posa açısından zayıf olan bu tür ekmeğin, sağlığa faydası olmadığı gibi, şişmanlığa, şeker, kalp ve tansiyon hastalıklarına zemin hazırladığı da bilinmektedir. Eğer beyaz ekmek tüketimi bu hızla devam ederse, ülkemizde, şişmanlık, şeker, kalp ve kanser gibi hastalıklarda büyük bir artış olacaktır. Beyaz ekmek yerine tam buğday ekmeği veya çavdar ekmeğinin yenmesi artık alışkanlık haline getirilmelidir.</p>
<p>Ülkemizde beslenme konusundaki çok yaygın bir başka yanlışlık, meyveleri bol şekerle kaynatarak reçel yapmaktır. Sadece meyvenin kendi şekeriyle, yani şeker ilave edilmeden yapılan reçel daha sağlıklıdır.</p>
<p>Bir diğer önemli yanlış beslenme alışkanlığı ise, ülkemizde, süt, yoğurt ve peynirin yağlı olanının tercih edilmesi, yağsız yoğurt ve peynirin pek makbul sayılmamasıdır. Oysa peynir, yoğurt ve sütün yağsız olanı sağlıklıdır.</p>
<p>Kilo almanın önemli bir nedeni kahvaltı yapmamak, öğleyin az, akşamları çok fazla yemektir. Aslında sağlıklı olanı kahvaltıyı iyi yapmak, öğlen normal, akşam ise hafif yemektir. Özellikle çocukların çoğunun kahvaltı yapmadığı ve bu nedenle gün içinde fazla miktarda abur-cubur yiyip kilo aldıkları bilinen bir gerçektir. Bu nedenle sabahları ailece iyi bir kahvaltı yapılması çok önemlidir. Kahvaltı yapan kişilerin gün içinde daha az acur-cubur atıştırdığı bilimsel olarak ortaya konmuştur.</p>
<p>Sağlıklı bir yaşam için, günde en az 6-8 bardak su içilmesi gerekmektedir. Maalesef ülkemizde su içme alışkanlığı yoktur. Az su içenlerde şişmanlık, böbrek taşı ve bağırsak hastalıkları daha fazla görülür. Zayıflamak isteyenlerin de günde en az 6-8 bardak su içmeleri gerekir. Kola, gazoz veya diğer meşrubatlarda şeker oranının fazla olduğunu unutmayınız. Kola veya gazoz yerine su içmeyi alışkanlık haline getiriniz ve hatta susamadan su içmeye çalışınız.</p>
<p>Son yıllarda sevinçle gördüğümüz önemli bir değişiklik, artık çoğu kişinin yemeklerde bitkisel sıvı yağları tercih etmeye başlamasıdır. Margarin, tereyağı, iç yağı ve diğer katı yağların sağlığa zararlı olduğu bilinmektedir. Etiketinde, ‘hidrojenize bitkisel yağ’ içerdiği belirtilen gıdalar, bisküvi, gofret, kurabiye, pasta ve keklerin sağlığa zararlı olduğunu unutmayın. Yağların hepsi zararlı değildir. Bitkisel sıvı yağlar, zeytinyağı, ceviz, badem, Antep fıstığı, yer fıstığı, fındık ve balıkta bulunan yağlar sağlığa faydalıdırlar. Bizi kalp ve damar hastalıkları, kanser ve yüksek kolesterol’den koruyan omega 3 yağlarını yeterince almak için, haftada en az iki defa balık ve her gün 4-5 tane ceviz veya badem yemeye çalışınız.</p>
<p>Sağlıklı beslenmenin bir başka önemli kuralı da bol miktarda sebze ve meyve tüketmektir. Özellikle renkli olan meyve ve sebzeleri tüketmek sağlığımız için daha faydalıdır. Fazla miktarda sebze ve meyve tüketenlerde tansiyon, kalp ve kanser gibi hastalıkların daha az görüldüğü bilimsel olarak ortaya konmuştur. Meyve ve sebzelerin tazesini bulamadığınızda konservesini değil, dondurulmuş olanını tercih ediniz.</p>
<p>Beslenmenin ve uzun yaşamanın altın kuralı, gıdaları mümkün olduğu kadar çok çeşitli ve doğal halinde yemek; buna karşılık rafine edilmiş (işlenmiş), konserve, katkı maddeli, renk verilmiş, margarinle yapılmış veya işlenmiş gıdalardan uzak durmaktır. Yediğiniz gıdaların kalorisini öğrenmeye çalışmak, posalı gıdalar dediğimiz sebze, meyve ve tam tahılları çok miktarda, şeker yükü fazla olan patates, havuç, muz ve reçel gibi gıdaları az miktarda yemek, kilo vermede önemli adımlardır. Sağlıklı bir yaşam için un, tuz ve şekerden (3 beyaz) uzak durmak gerekmektedir.</p>
<p>Kilo vermenin anahtarı, kalorisi düşük bir diyet yapmak ve hareketi mümkün olduğunca artırmaktır. Yanlış yeme davranışlarını değiştirmek, iyi uyumak ve stresten uzak durmak da zayıflamak için çok önemlidir. Stresli ve uykusuz kişilerde atıştırma ve kilo alımı daha fazladır.</p>
<p>Zayıflayacağım diye aç kalmak, çok az veya dengesiz beslenmek, öğün atlamak, kahvaltı yapmamak ve tek gıdaya dayalı yanlış diyet veya beslenme alışkanlıkları, vücudunuzda birçok hastalığın ortaya çıkmasına neden olabileceği gibi, verilen kiloların hemen geri alınmasıyla sonuçlanır. Önemli olan, günlük kalori alımını, vücudun temel besin ihtiyacını karşılamayı göz ardı etmeden, sağlıklı ve dengeli bir şekilde azaltmak ve bunu sürdürmektir. Hızla zayıflamanın da sağlığa zararlı olduğu unutulmamalı ve yavaş bir şekilde kilo verilmelidir.</p>
<p>Kilo alımının önemli nedenlerinden biri de, vücudumuzun genetik olarak buna eğilimli olması ve bazı hormon bozukluklarıdır. Yapılan bilimsel çalışmalar kilo alıp vermelerde beynimizin hipotalamus adı verilen bir bölgesinin çok önemli rol oynadığını ortaya koymuştur. Yağ dokusundan salgılanan ve beyine sinyaller göndererek iştahı kesen leptin isimli hormonun şişmanlarda iyi çalışmadığı artık bilinmektedir. Beynimizin hipotalamus adı verilen bir bölgesinde iştahı artıran veya azaltan birçok hormonun salgılandığı ve bunların şişmanlama üzerindeki etkileri daha yeni aydınlığa çıkmaktadır. Tıp biliminin bu beyin hormonları ve hipotalamus konusunda bilgisi arttıkça, iştahın mekanizması ve şişmanlık daha iyi anlaşılacak ve yeni tedavi olanakları ortaya çıkacaktır. Görüldüğü gibi kilo almanın henüz tam anlamıyla çözülememiş bir beyin boyutu vardır ve bilimsel araştırmalar bunu aydınlatmaya çalışmaktadır.</p>
<p>Şişmanlıkla mücadelenin ilk koşulu, çocukluk çağından itibaren sağlıklı beslenmeyi öğrenmek, uygulamak ve spor yapmayı alışkanlık haline getirmektir. Bu bilincin ailede ve toplumda yaygınlık kazanması, çağımızın hastalığı olan şişmanlık ve onun neden olduğu hastalıklarla savaşımın ilk koşuludur. Ailenin sağlıklı beslenmeyi öğrenmesiyle, çocuklar daha sağlıklı beslenecektir. Çocuklarımız genellikle anne ve babanın davranışlarını taklit ettiklerinden, beslenme alışkanlıkları hızla değişecektir.</p>
<p>Zayıflamak ve yaşamınızı sağlıklı bir kiloda sürdürmek istiyorsanız, piyasadaki bilimsellikten uzak diyet kitaplarına, internetteki sıradan diyet listeleri veya zayıflama metotlarına fazla rağbet etmemenizi, öncelikle sağlıklı beslenmeyi öğrenmenizi öneriyorum. Beslenme alışkanlığında değişiklik yapmak da, hiç egzersiz yapmayan birinin yürümeye veya spor yapmaya başlaması da, başlangıçta biraz sıkıntılı olsa bile, zaman içinde bir alışkanlığa dönüşür. Bu alışkanlık da kilonuzu kontrol altında tutmanızı mümkün kılar. Başlangıçta bazı kaçamaklar olabilir. Bunlar umudunuzu kırmasın, başladığınız işte ısrarcı olun ve beslenmenizi sağlıklı bir duruma getirin. Bu değişikliğin sizin sağlığınız kadar eşiniz ve çocuklarınızın sağlığı için de çok önemli olduğunu ve bu sayede birçok hastalığı önleyeceğinizi unutmayın.</p>
<p>Diyet ve egzersize başlamadan önce fazla kilolarınızın nedenini anlamak, hormon bozukluğu veya başka hastalığınız (şeker hastalığı, kan yağları yüksekliği, tansiyon veya kalp hastalığı gibi) olup olmadığını ortaya çıkarmak için, önce doktorunuza başvurun. Bu hastalıklarla ilgili tetkikler yapıldıktan sonra, doktorunuzun önerisi doğrultusunda bir diyet planlaması yapmak için bir diyetisyenle görüşüp egzersize başlamak uygundur. Hormon bozukluğu olan bir kişinin, bu bozukluğu giderecek tedavi görmeden zayıflaması mümkün değildir.</p>
<p>Psikolojik sıkıntılar, aşırı stres, uykusuzluk ve yeme bozukluğu gibi sorunların, bir psikolog veya psikiyatr desteği ile çözümlenmesi ve gevşeme tekniklerinin öğrenilmesi de zayıflamanın başarılı olmasında büyük önem taşır.</p>
<p>Bu kitapta şişmanlığın nedenleri, yol açtığı hastalıklar, bilimsel olarak sağlıklı beslenmenin nasıl olması gerektiği, dengeli beslenme, besinler, vitamin ve minerallerin kullanımı konularında özet bilgiler vardır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mikrop.org/sismanlik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kalp Krizi !</title>
		<link>http://www.mikrop.org/kalp-krizi.html</link>
		<comments>http://www.mikrop.org/kalp-krizi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Nov 2011 08:17:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>zdearban</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kalp Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[geçirme]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[kalp kirizi]]></category>
		<category><![CDATA[kalp krizi]]></category>
		<category><![CDATA[kalp krizi geçirme]]></category>
		<category><![CDATA[kiriz]]></category>
		<category><![CDATA[kriz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mikrop.org/?p=354</guid>
		<description><![CDATA[Yıllardır kalp hastalarının koroner arterlerindeki blokajların yerini belirlemek için standart işlem, anjiyo olarak da bilinen &#8216;kardiyak kateterizasyon&#8217; yöntemi oldu. Burada bir uzman kasıktaki bir damardan ince bir telle sondayı kalbe kadar ittiriyor ve kalpte opak bir boya salınıyordu. Bu boya ile de arterleri bloke eden lezyonlar ya da blokajlar daha sonra &#8216;anjiyogram&#8217; olarak adlandıran bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.mikrop.org/wp-content/uploads/2011/11/kalpkrizi.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-355" title="kalpkrizi" src="http://www.mikrop.org/wp-content/uploads/2011/11/kalpkrizi.jpg" alt="" width="247" height="204" /></a>Yıllardır kalp hastalarının koroner arterlerindeki blokajların yerini belirlemek için standart işlem, anjiyo olarak da bilinen &#8216;kardiyak kateterizasyon&#8217; yöntemi oldu.</p>
<p>Burada bir uzman kasıktaki bir damardan ince bir telle sondayı kalbe kadar ittiriyor ve kalpte opak bir boya salınıyordu.</p>
<p>Bu boya ile de arterleri bloke eden lezyonlar ya da blokajlar daha sonra &#8216;anjiyogram&#8217; olarak adlandıran bir röntgende ortaya çıkıyordu.</p>
<p>İşlem, gerçek bir cerrahi operasyon ve hassas bir şekilde yapılması gereken riskli bir ameliyat olarak da nitelendiriliyor. Dört, altı saat süren operasyon, yüzde 1 oranında ciddi komplikasyon çıkma riski de taşıyor.</p>
<p>Anjiyo olan hastaların yüzde 20 ile 40&#8242;ının ise bu işleme ihtiyacı olmadığı çünkü kalplerinde önemli bir blokaj bulunmadığı ortaya çıkıyor.</p>
<p><span id="more-354"></span></p>
<p>Time Dergisi&#8217;nde yer alan bir habere göre yakın zamana kadar hastalar bu seçenekler ile karşı karşıyaydı. Son 18 aydır ise, kardiyak görüntüleme olasılıkları çok büyük ilerleme gösterdi ve tıp dünyası da kalp hastalığını tanılama ve tedavi etme yöntemlerini değiştirmeyi düşünmeye başladı.</p>
<p>Yeni görüntüleme tekniklerinin en önemli yararı ise acil servislerde görülecek.</p>
<p>Göğüs ağrılarından şikayet eden hastaların büyük bir bölümü kalp krizi geçirmiyor ancak hazımsızlık ya da bir adele çekmesi yaşayabiliyor.</p>
<p>Testler kardiyak kan damarlarının bloke olup olmadığını çok daha iyi gösteriyor ve tanıyı çok kolay hale getiriyor. Eskiden doktorlar, &#8220;koroner hastalığınız olduğunu zannetmiyorum&#8221; derken şimdi &#8220;kesinlikle kalp hastası değilsiniz&#8221; diyebiliyor.</p>
<p>Kalbin iç yapılarını göstermek için ses dalgaları kullanan ekokardiyogramlar ve kalbin elektrik sinyallerini ölçen EKG&#8217;lerin yanında radyoaktif izleme molekülleri kullanarak kardiyak kasın ne kadar iyi beslendiğini gösteren nükleer perfüzyon taramaları gibi denenmiş ve kanıtlanmış tarama teknikleri de değerlerinden hiçbir şey kaybetmedi.</p>
<p>Yeni bilgisayar ve yazılım teknikleri bu testleri daha da kesin ve güvenilir hale getiriyor.</p>
<p>&#8216;CT taramaları&#8217; olarak bilinen tomografi testlerinde ise kalp atar damarlarının en ayrıntılı görüntüleri elde ediliyor.</p>
<p>Bu tekniğin daha da gelişmişi olan PET/CT taramalarında da PET (Pozitron Emisyon Tomografi) kullanılarak arterlerin üzerinde CT&#8217;nin bulduğu daralmış alanların incelenmesi için kalp kasının bölümleri PET ile izole ediliyor ve kan alamayan bölümler tespit ediliyor.</p>
<p>PET/CT teknikleri kalp krizinin ardından kardiyak kasının ne kadarının hala canlı olduğunu belirliyor. By-pass mı, balon anjiyoplastisi mi yoksa stent cerrahisinin mi daha yararlı olabileceği de tespit ediliyor.</p>
<p>Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRI) işleminde ise güçlü mıknatıslar kalp hücrelerindeki çekirdeklerin titreşmesine yol açıyor. Atomlar radyo sinyalleri üretiyor ve bu sinyaller bilgisayar tarafından üç boyutlu imajlara dönüştürülüyor. Kalp hastalarında MRI imajları kalbin çok ayrıntılı görüntülerini de verebiliyor.</p>
<p>Kardiyak kasının hangi bölümleri ne kadar kanla beslenebiliyor, kalbin pompalama gücü ne kadar, duvarların ve odacıkların ne kadar sağlıklı olduğu gibi sorular da yanıtlanabiliyor.</p>
<p>Maliyetin de düşmesi bekleniyor ve tek bir MRI taraması bir dizi ekokardiyogramdan, kardiyak kateterizasyondan ve nükleer perfüzyon testinden daha fazla bilgi verebiliyor.</p>
<p>Risk kalsiyum miktarı ile de belirleniyor</p>
<p>Doktorlar kalp krizi geçirme riskini kalsiyum miktarı ile de belirliyorlar. Aşırı kolesterol damarlarda kalsiyum birikmesine ve sertleşmeye neden oluyor.</p>
<p>Kalsiyum miktarı yüksek olan hastaların belki de yaşam boyu ilaç alması ve diyetlerine dikkat etmeleri gerekiyor. Bu şekilde kalp hastası olma riski de büyük ölçüde düşebiliyor.</p>
<p>Sigara içmeyen ve diyabet olmayan 60 yaşında bir kadının 10 yıl içinde kalp krizi geçirme olasılığı yüzde 15. Eğer kalsiyum miktarı sıfırsa risk oranı yüzde 6 ile 9&#8242;a düşüyor, skor 1-100 arasında ise risk yüzde 13 ile 15 arasında kalıyor. Skor 101-400 arasındaysa risk yüzde 25 ile 31&#8242;e, 400&#8242;ün üzerinde ise risk yüzde 34 ile 51 gibi</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mikrop.org/kalp-krizi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Deprem Sonrası Yaşanılan Korkular</title>
		<link>http://www.mikrop.org/deprem-sonrasi-yasanilan-korkular.html</link>
		<comments>http://www.mikrop.org/deprem-sonrasi-yasanilan-korkular.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 06 Nov 2011 09:30:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>zdearban</dc:creator>
				<category><![CDATA[İlk Yardım Bilgileri]]></category>
		<category><![CDATA[Psikolog]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[deprem korkusu]]></category>
		<category><![CDATA[deprem pisikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[deprem sonrası korku]]></category>
		<category><![CDATA[depremler]]></category>
		<category><![CDATA[depremzede]]></category>
		<category><![CDATA[düzce depremi]]></category>
		<category><![CDATA[kocaeli depremi]]></category>
		<category><![CDATA[van depremi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mikrop.org/?p=345</guid>
		<description><![CDATA[Bugüne kadar depremle ilgili bir çok yazı yayınlandı. Bazıları deprem psikolojisi üzerine idi. Aslında depremin üzerinde uzun zaman geçti. Bazılarımız için sorunlar tamama yakın bitti bile. Ancak bunca süreye rağmen bir kısım insanlar hala deprem anını yaşıyor ve bu yaşadıkları ile de hayatı altüst olmuş durumda. Bu tür ciddi travmalardan sonra hiç bir sorun yokken [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.mikrop.org/wp-content/uploads/2011/11/deprem.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-346" title="deprem" src="http://www.mikrop.org/wp-content/uploads/2011/11/deprem.jpg" alt="" width="195" height="127" /></a>Bugüne kadar depremle ilgili bir çok yazı yayınlandı. Bazıları deprem psikolojisi üzerine idi. Aslında depremin üzerinde uzun zaman geçti. Bazılarımız için sorunlar tamama yakın bitti bile. Ancak bunca süreye rağmen bir kısım insanlar hala deprem anını yaşıyor ve bu yaşadıkları ile de hayatı altüst olmuş durumda.</p>
<p>Bu tür ciddi travmalardan sonra hiç bir sorun yokken 6 ay sonra bile başlayacak bazı belirtiler tarif ediliyor. Tekrar deprem olur kaygısını getirdiği huzursuzluk, irkilme, sürekli tetikte olma hissi her an harekete hazır vaziyette bekleme insanları ciddi bir şekilde rahatsız ediyor. Günlük yaşamın bazı alanlarında işlev kaybına neden oluyor. Bunlardan birkaçını yazmak istedim.</p>
<p>Bu belirtiler farkında olmasak ta hayattan zevk almamızı işimizde verimli olmamızı engelleyen belirtilerdir.</p>
<p><strong>YATAK ODASINA GİREMEME</strong><br />
Bazılarımız ilk büyük depremi yaşadığımız mekana gitmekten korkuyoruz. Ve çoğumuz içinde bu mekan yatak odamız. Bütün aile fertleri oturma odasında hep beraber uyuyorlar. Sanki yatak odasında olan deprem oturma odasında olmamış gibi. Böyle olunca da uyku kalitesinde azalma ertesi güne yansıyan bir yorgunluk, gerginlik hali oluyor. Bence olağan üstü halden normal yaşama geçmenin zamanı çoktan geldi de geçiyor bile.</p>
<p><span id="more-345"></span></p>
<p>Deprem sonrasında kapalı yerlerden uzak durma hele yalnız başına böyle bir yerden kaçınma ile çok sık karşılaştığımız bir durum. Bunu ne gibi olumsuzlukları var. Mesela kapalı bir yerde çalışan kişi sürekli tedirgin olduğu için dikkatini işine veremiyor, sinirli ve gergin davranışları ile lüzumsuz tartışmalara ol açabiliyor. İş verimi düşüyor. Ev hanımı ise yanında sürekli birilerini istiyor.</p>
<p><strong>BANYO YAPAMAMA</strong><br />
Temelinde ya banyo yaparken deprem olurda çıplak yakalanırsam. Ve öyle kaçarsam düşüncesi var. Bu yüzden haftada iki-üç kez banyo yapan bazı insanlar ayda bire kadar zamanı uzatmaya başlamış. Ve çok kısa zamanda banyodan çıkar olmuş.</p>
<p><strong>HAYATTAN ZEVK ALAMAMA</strong></p>
<p>En başta yazdığım durumla da ilintili olarak ortay çıkan bu durum hayattan zevk alamama ya paralel ortay çıkmış olabilir. Ancak bir başka dinamik yorum ise “çıplakken deprem olursa ne yaparım kaygısı.” Cinsel yaşam insan hayatında psikolojik ve bedensel boşalmayı ve gevşemeyi sağlayan çok önemli bir durumdur. Dolayısıyla bu boşalımın gerçekleşmemesi ile günlük yaşamda sıkıntılarını şimdiden ortaya çıkarmaya başlamıştır bile. Evinde cinsel tatmini bulmayan bazı kişilerin dışarıya kayması bunun en uç örneği olsa bile azımsanmayacak oranda karşılaşılan bir durumdur.</p>
<p>Artık hiç bir şey eskisi bu gibi olmayacak. Ve ben artık neden yaşıyorum. Bu düşünce depressif düşünce içeriğinin bir mahsulü olarak karşımıza çıkmakta ve insanın maddi ve manevi gelişimini engellemektedir. Gelecekten beklentisi olmayan birinin işinde evinde yenilikler için çaba sarf etmesi beklenemez. Bu nedenle bu patolojik düşünce içeriğinin yol açtığı olumsuzlukların gözden kaçırılmaması gerekir. Depresyon sorgulanmalı ve gerekirse tedavi ettirilmelidir.</p>
<p>Eskiden zevk alarak yapılan bir çok işe karşı artık ilgi duymamama psikolojik durumumuzdaki genel çökkünlük halinin bir başka yansıması olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>
<p><strong>HAYATININ TEMEL DÜZENİNDE DEĞİŞİKLİKLER</strong><br />
Tekrar deprem olacak söylentileri yüzünden hayatının temel düzeni üzerinde ciddi değişiklikler yapma. Örnek işinin evinin tüm yakınlarının olduğu bir mekanı terk etme göç edip gitme düşüncesi. Bu düşünce ile insanlar psikolojik sorunlarında kaçtıklarını sanmaktadır ama aslında yapılan bilimsel çalışmalarla ispatlanmıştır ki bu tür kaçışlar ruhsal durumumuzdaki olumsuzlukları değiştirmemekte aksine bazen daha da olumsuz hale getirmektedir.</p>
<p>Yalnızca fizik olarak hasarlı ve oturulamayacak durumdaki mekanları değiştirmek onun dışında söylentilerle yada ne zaman olacağını hiç kimsenin kesin olarak söyleyemeyeceği bir depremden kaçmak için hayatımızdın temel dinamiklerini değiştirmenin anlamlı olmayacağını hatırlatmak isterim.</p>
<p>Hem sonra nereye kaçabilirsiniz ki. En güvenli olduğu yer olarak söylenen Konya bile salandı. Mevcut durumunuzdaki şartları iyileştirmeyen çalışsanız bu psikolojik sorunlarınızın daha kolay çözüldüğünü göreceksiniz.</p>
<p>Bunlar bu günlerde en çok karşılaştığımız durumlar. Eğer sizde de hala günlük yaşamını etkileyecek boyutta anormal irkilmeler, korkular ve kaçınmalar varsa bir an evvel bir psikiyatristle görüşmenin zamanı gelmiş demektir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mikrop.org/deprem-sonrasi-yasanilan-korkular.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Böbrek Yetmezliği !</title>
		<link>http://www.mikrop.org/bobrek-yetmezligi.html</link>
		<comments>http://www.mikrop.org/bobrek-yetmezligi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 06 Nov 2011 07:43:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>zdearban</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek yetmez]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek yetmezliği]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mikrop.org/?p=298</guid>
		<description><![CDATA[Böbrek karnın arka bölgesinde bulunan 100-150 gram ağırlığında bir organdır. Normal kişilerde sağ ve solda olmak üzere iki adet böbrek bulunur. Toplumda yaklaşık 1000 kişinin bir tanesinde tek böbrek vardır. Tek böbrekli olmanın önemli bir sakıncası yoktur. Böbreklerin işlevi Böbreğin başlıca işlevleri vücut su, tuz, kalsiyum dengesinin sağlanması, idrar aracılığı ile zararlı maddelerin ve ilaçların [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.mikrop.org/wp-content/uploads/2011/11/bobrek.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-299" title="bobrek" src="http://www.mikrop.org/wp-content/uploads/2011/11/bobrek-279x300.jpg" alt="" width="251" height="270" /></a>Böbrek karnın arka bölgesinde bulunan 100-150 gram ağırlığında bir organdır. Normal kişilerde sağ ve solda olmak üzere iki adet böbrek bulunur. Toplumda yaklaşık 1000 kişinin bir tanesinde tek böbrek vardır. Tek böbrekli olmanın önemli bir sakıncası yoktur.</p>
<p><strong>Böbreklerin işlevi</strong><br />
Böbreğin başlıca işlevleri vücut su, tuz, kalsiyum dengesinin sağlanması, idrar aracılığı ile zararlı maddelerin ve ilaçların vücuttan atılması ve hormon, şeker metabolizmasına olan katkılarıdır. Böbrek yetmezliğinde böbreğin bu işlevlerinde bozulma olur. Böbrek yetmezliği ani (akut) veya sinsi (kronik) seyirli olmak üzere iki şekilde gelişebilir.</p>
<p><strong>Akut böbrek yetmezliğinin nedenleri</strong><br />
Çok sayıda neden vardır;<br />
1. Ağır kanama, kusma, ishal, yanık sonucu kan basıncında düşme<br />
2. Gebelik: Kanamalar, gebelik zehirlenmesi, sağlıksız koşullarda yapılandüşükler<br />
3. Kalp yetmezliği<br />
4. Böbrek hastalıkları: Nefrit, böbrek damarının tıkanması<br />
5. İdrar yollarında tıkanıklık: Kanser, prostat büyümesi, taşa bağlı tıkanma<br />
6. Ameliyatlardan, özellikle büyük ameliyatlardan sonra<br />
7. İlaçlar: İlaçlara bağlı akut böbrek yetmezliği sık karşılaşılan bir sorundur, bu nedenle ilaçlar kesinlikle doktor denetiminde kullanılmalıdır.<br />
8. Depreme bağlı kas zedelenmeleri</p>
<p><span id="more-298"></span></p>
<p><strong>Kronik böbrek yetmezliğinin nedenleri</strong><br />
Türk Nefroloji Derneğinin verilerine göre;<br />
1. Nefrit: Böbrek iltihabıdır.<br />
2. Şeker hastalığı<br />
3. Hipertansiyon<br />
4. Taş, tıkanma, tümör gibi idrar yolu hastalıkları<br />
5. Böbrek kistleri<br />
6. Diğer nedenler</p>
<p><strong>Belirti ve bulgular</strong><br />
Gece idrara kalkma, halsizlik, nefes darlığı, çarpıntı, idrar miktarında azalma, hipertansiyon, el, ayaklar ve göz etrafında şişmedir. Böbrek yetmezliğinin erken dönemlerinde belirtiler çok silik olabilir, tek belirti sık gece idrara kalkma olabilir. Gece idrara kalkma akşam çok sıvı (çay, su, karpuz&#8230;) alanlarda veya prostat hastalığı olanlarda da görülebilir. Gece idrara kalkan bir hastada başka bir neden yoksa bunun nedeni böbrek yetmezliği olabilir. Bu nedenle sık sık gece idrara kalkanların mutlaka böbrek yetmezliği yönünden araştırılmaları gereklidir. Bu amaçla kan ve idrar incelemeleri yapılmalıdır.</p>
<p><strong>Tanı</strong><br />
Böbrek yetmezliğinin tanısı kanda üre veya kreatinin isimli maddelerin ölçülmesi ile mümkündür. İdrar incelemesi, radyolojik yöntemler, kanın biyokimyasal incelemesi ve diğer laboratuvar incelemeleri böbrek yetmezliğinin nedenini anlamaya yöneliktir.</p>
<p><strong>Tedavi</strong><br />
Akut ve kronik böbrek yetmezliklerinde tedavi farklıdır. Böbrek yetmezliği tedavisi hastanın özelliğine ve böbrek yetmezliğine yol açan hastalığa göre değişir. Tedavi kesinlikle bir doktor denetiminde olmalıdır. Tedavide en önemli nokta eğer var ise kan basıncı düşüklüğü veya yüksekliğinin kontrol altına alınmasıdır. Beslenme, sıvı ve tuz dengesinin sağlanması ve ilaçlar diğer tedavi yöntemleridir.<br />
Akut böbrek yetmezliği olan hastaların böbrekleri iyi ve yeterli tedavi ile genellikle düzelir. Böbrek yetmezliği ilerler ve kalıcı hale gelirse başka tedavi yöntemleri gerekir:<br />
1. Diyaliz<br />
2. Böbrek nakli</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mikrop.org/bobrek-yetmezligi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Organ Bağışı Hakkında Merak Edilenler</title>
		<link>http://www.mikrop.org/organ-bagisi-hakkinda-merak-edilenler.html</link>
		<comments>http://www.mikrop.org/organ-bagisi-hakkinda-merak-edilenler.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Nov 2011 20:19:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>zdearban</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık Bilgileri]]></category>
		<category><![CDATA[bağış]]></category>
		<category><![CDATA[bağışlama]]></category>
		<category><![CDATA[nakli]]></category>
		<category><![CDATA[organ]]></category>
		<category><![CDATA[organ bağışı]]></category>
		<category><![CDATA[organ nakil işlemleri]]></category>
		<category><![CDATA[organ nakli]]></category>
		<category><![CDATA[organ nakli hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[organ verme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mikrop.org/?p=295</guid>
		<description><![CDATA[ORGAN NAKLİ NEDİR? Vücutta görevini yapamayan bir organın yerine canlı bir vericiden veya ölüden alınan sağlam ve aynı görevi üslenecek bir organın nakledilmesi işlemidir. ORGAN BAĞIŞI NEDİR? Bir kişinin hayatta iken serbest iradesi ile tıbben yaşamı sona erdikten sonra doku ve organlarının başka hastaların tedavisi için kullanılmasına izin vermesi ve bunu belgelendirmesidir. NAKİL YAPILABİLECEK DOKU [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.mikrop.org/wp-content/uploads/2011/11/organ-bagisi.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-296" title="organ-bagisi" src="http://www.mikrop.org/wp-content/uploads/2011/11/organ-bagisi-300x257.jpg" alt="" width="240" height="206" /></a>ORGAN NAKLİ NEDİR?</p>
<p>Vücutta görevini yapamayan bir organın yerine canlı bir vericiden veya ölüden alınan sağlam ve aynı görevi üslenecek bir organın nakledilmesi işlemidir.</p>
<p>ORGAN BAĞIŞI NEDİR?<br />
Bir kişinin hayatta iken serbest iradesi ile tıbben yaşamı sona erdikten sonra doku ve organlarının başka hastaların tedavisi için kullanılmasına izin vermesi ve bunu belgelendirmesidir.</p>
<p>NAKİL YAPILABİLECEK DOKU VE ORGANLAR HANGİLERİDİR?<br />
Ülkemizde nakil yapılan organlar<br />
-Böbrek<br />
-Deri<br />
-Karaciğer<br />
-Kalp<br />
-Akciğer<br />
-Pankreas<br />
-İncebağırsak<br />
Nakil yapılan dokular ise;<br />
-Kemik<br />
-Kemik iliği<br />
-Kornea<br />
-Kalp kapağı</p>
<p>HER ÖLÜMDEN SONRA ORGANLAR ALINABİLİR Mİ?<br />
Organ bağışı yapılsa bile her ölümden sonra organ nakli mümkün değildir. Örneğin evde yada yolda vefat eden bir kimse bağış kartı ve ailesinin rızası olsa bile organları alınamaz. Yalnızca hastane yoğun bakım ortamında tıbben ölümü gerçekleşen insanlardan organ nakli yapılabilir. Yani sıkça duyduğumuz deprem ve felaketlerden sonra cesetlerin organlarının alınması gibi bir durum söz konusu değildir.</p>
<p><span id="more-295"></span></p>
<p>BİR ORGAN HERKESE NAKLEDİLEBİLİR Mİ?<br />
Bir organın hiçbir özellik aranmadan herhangi birine nakledilmesi söz konusu değildir.Organ naklinde alıcı verici olacak kişilerin doku uyumları önem arz etmektedir. Alıcı ve vericinin doku uyumları testlerle belirlenir en yüksek doku uyumunda cerrahi işlem gerçekleştirilir. Ayrıca doku uyumunun yanı sıra nakille verilen bağışıklık önleyici ilaçlarla (İmmunsuppresive) ameliyat başarısı yükselir.</p>
<p>KİŞİ ÖLMEDEN ORGAN NAKLİ KARARI ALINABİLİR Mİ?<br />
Tıpta en temel ilke her bireyin kendi yaşam hakkı olduğu ve trilyonda bir yaşama dönüş şansı bile olsa bu şansın sonuna kadar kullanılması gerektiğidir. Hiç kimse için nasıl olsa ölecek tabiri kullanılamaz. Hastane yoğun bakım ortamında doktorlardan oluşan bir ekip tarafından tıbbi ölüm kararı verilmeden organ nakli düşüncesi asla gündeme gelemez.</p>
<p>DİNEN BİR SAKINCA VAR MIDIR?<br />
Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu, organ bağışını insanın insana yapabileceği en büyük yardım olarak tanımlanmıştır. 6.3.1980 tarih 396 sayılı kararı ile organ naklinin caiz olduğunu bildirmiştir. Diğer islam ülkelerinde de ve bütün büyük dinlerde de benzer kararlar mevcuttur. Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de de (Maide Suresi, Ayet 32) &#8221; KİM BİR KİMSEYE HAYAT VERİRSE, ONUN SANKİ BÜTÜN İNSANLARA HAYAT VERMİŞÇESİNE SEVAP KAZANACAĞI &#8221; beyan olunmuştur.</p>
<p>NEREYE-NASIL ORGAN BAĞIŞI YAPABİLİRİM?<br />
-İl Sağlık Müdürlüğü<br />
-Hastaneler<br />
-Organ nakli yapan merkezlere</p>
<p>Organ bağışı yapmak isteyen kişiler yukarda belirtilen yerlere başvuru yaparak iki tanık huzurunda bir belge imzalayarak organ bağışı kartına sahip olurlar. Organ bağışı kartını alan kişinin, bağış kartını her zaman üzerinde taşıması gerekmektedir.</p>
<p>ORGAN BAĞIŞI İÇİN YAŞ SINIRI VE ÖZELLİK ARANIYOR MU?<br />
18 Yaş ve üzeri akli dengesi yerinde olan herkes organ bağışı yapabilir ve organ bağışı kartı sahibi olabilir.</p>
<p>BÜTÜN ORGANLARIMI BAĞIŞLAMAK İSTEMİYORUM, MÜMKÜN MÜ?<br />
Organ bağışı kartının bir bölümünde bağışlamak istediğiniz organlarla ilgili seçenekler mevcuttur, bu bölümde işaretlediğiniz organlarınız dışında her hangi bir organınızın alınması söz konusu değildir.</p>
<p>HER ORGAN BAĞIŞI YAPANIN ORGANLARI MUTLAKA ALINIR MI?<br />
Kişi organ bağışı yapmış olabilir fakat evde yolda yada kaza yerinde ölümü gerçekleşmiş ise organları alınamaz. Daha öncede belirttiğimiz gibi ancak hastane ortamında tıbben ölümü gerçekleşmiş kişilerin organları alınabilir.</p>
<p>ORGAN BAĞIŞI FİKRİMDEN VAZGEÇTİM! MÜMKÜN MÜ?<br />
Organ bağışı kartı sahibi olsanız dahi, istediğiniz anda ailenize bildirerek ve bağış kartınızı yırtarak, fikrinizden vazgeçebilirsiniz.</p>
<p>ORGAN BAĞIŞI YAPTIĞIMI, AİLE BİREYLERİMDEN GİZLEMEK İSTİYORUM! ÜZERİMDEN ÇIKACAK BAĞIŞ KARTI YETERLİMİDİR?<br />
Hiçbir zaman bağış kartı tek başına yeterli değildir. Ailenizin yada yakınlarınızın rızası olmadan organlarınız alınamaz. Bu sebeple bağış yaptığınız andan itibaren bu kararınızı ailenizle paylaşmanız gerekmektedir, organ bağışı bir nevi mirastır.</p>
<p>ORGANLARIMIN BİRİNE SATILMA İHTİMALİ YADA BELİRLİ KİŞİLERE ÖZELLİKLE VERİLME DURUMU VAR MIDIR?<br />
Kişilerin bir bedel karşılığı organlarını vermeleri 2238 sayılı yasaya göre yasaktır. Bağışlanan organlar, bu konuyla ilgilenen Ulusal Koordinasyon Sistemi tarafından tıbben acilliği ve doku uyumuna göre en uygun alıcıya nakil edilir. Bu belirlemede zengin, fakir, ırk, cinsiyet vb. ayrımlar kesinlikle yapılmaz.</p>
<p>ORGANLARI ALINAN KİŞİNİN CENAZESİ VUCUT BÜTÜNLÜĞÜ BOZULMADAN TESLİM EDİLMESİ MÜMKÜN MÜDÜR?<br />
Organları alınan kişinin cenazesi, kamuoyuna yansıdığı gibi bir torba içinde teslim edilmez aksine son derece özenli bir şekilde vücut bütünlüğü bozulmadan aileye teslim edilir. Bu konuda nakil merkezleri özellikle hassasiyet göstermektedir.</p>
<p>Bizim yada en sevdiklerimizden birinin organ nakline ihtiyacı olursa ne yaparız? Onları yaşatmak için nelerden vazgeçebileceğimizi bir düşünün! Bir gün daha bizimle kalması için neleri feda edebileceğimizi? Ve bu durumdaki binlerce gözü yaşlı insanı…..</p>
<p>Lütfen… Organ bağışına destek verelim, duyarlılık gösterelim!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mikrop.org/organ-bagisi-hakkinda-merak-edilenler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Öksürüğün Sebepleri ve Tedavisi</title>
		<link>http://www.mikrop.org/oksurugun-sebepleri-ve-tedavisi.html</link>
		<comments>http://www.mikrop.org/oksurugun-sebepleri-ve-tedavisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Nov 2011 20:13:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>zdearban</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bulaşıcı Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[aksırma]]></category>
		<category><![CDATA[ıksırma]]></category>
		<category><![CDATA[öksürme]]></category>
		<category><![CDATA[öksürüğün sebepleri]]></category>
		<category><![CDATA[öksürük]]></category>
		<category><![CDATA[öksürük tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[öskürme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mikrop.org/?p=291</guid>
		<description><![CDATA[Öksürüğün sebepleri nelerdir? En sık karşılaşılan öksürük türü viral, yani virüs nedenli öksürüklerdir. Ancak bunun dışında ciddi hastalıkların da bir bulgusu olabilir öksürük. Ses teli kanseri, bronş kanseri, kalp yetmezliği, astım ya da koah denilen akciğer hastalığının belirtisi olabilir. Bu tür öksürükler kısa süreli değil, uzun sürelidir ve genelde yanında birkaç tane daha semptom olur. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.mikrop.org/wp-content/uploads/2011/11/oksuruk.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-292" title="oksuruk" src="http://www.mikrop.org/wp-content/uploads/2011/11/oksuruk.jpg" alt="" width="232" height="217" /></a>Öksürüğün sebepleri nelerdir?</strong></p>
<p>En sık karşılaşılan öksürük türü viral, yani virüs nedenli öksürüklerdir. Ancak bunun dışında ciddi hastalıkların da bir bulgusu olabilir öksürük. Ses teli kanseri, bronş kanseri, kalp yetmezliği, astım ya da koah denilen akciğer hastalığının belirtisi olabilir. Bu tür öksürükler kısa süreli değil, uzun sürelidir ve genelde yanında birkaç tane daha semptom olur.</p>
<p>Örneğin, kanserlerde kilo kaybı, halsizlik, zayıflama, balgamda kan görülmesi, sırt ağrıları eşlik edebilir. Kronik akciğer kanserinin en önemli nedeni sigaradır. Sigaradan dolayı oluşan en önemli semptom gece gelen nefes darlığıdır. Kalp yetmezliğinde düz yatamamak, buna bağlı olarak gece uykudan uyandıran öksürükler oluşabilir.</p>
<p><span id="more-291"></span></p>
<p><strong>Öksürük bulaşıcı mıdır?</strong><br />
Eğer bir sekresyon (akıntı) içeriyorsa bulaşıcıdır. Özellikle viral ve bakteriyel enfeksiyonlar bulaşıcıdır. Reflü ya da alerjikten kaynaklanan öksürük ise bulaşıcı değildir. Bulaşıcı öksürüklerin kuluçka dönemlerinde bulaşıcılıkları çok yüksektir. Bu öksürükler genelde damlacık enfeksiyonuyla bulaşırlar. Damlacık enfeksiyonu da öksürdüğünüz zaman havada asılı kalan bakteri veya virüslerin oluşturduğu enfeksiyon biçimidir.</p>
<p>Enfeksiyondan korunmanın yolu, enfeksiyon taşıyan kişilerden uzak kalmak, öpüşüp sarılmamaktır. Enfeksiyonu taşıyan sizseniz, başka insanlara bulaştırmamak için ağzınızı kapatarak öksürmek, elleriniz enfekteyse tokalaşmamak gerekir.<br />
<strong>Öksürüyorsak doktora ne zaman gitmeliyiz?</strong><br />
Öksürüğün ilk başlarında korkup hemen doktora gitmek gerekmez. Birkaç gün öksürüğün takibinin yapılması gerekir. Öksürük gittikçe hafifliyorsa, şiddetini azaltıyorsa; ateş, balgam, balgamda kan görülmesi, nefes darlığı gibi ilave semptomlar görülmüyorsa basit semptomatik tedaviyle iyileşebilir.</p>
<p>Klinik olarak tablo ağırlaşıyor, 3-4 gün içinde öksürük düzelmiyorsa doktora başvurmak gerekir. Başvurduğunuz dönemde septomları takip etmeniz de çok önemli. Öksürüğün başlangıcı nasıldı, nasıl gelişti; öksürüğe ateş, ağrı ilave oldu mu; tüm bunları doktorunuzla paylaşırsanız onu çok daha iyi yönlendirmiş olursunuz.</p>
<p><strong><a title="öksürük" href="http://www.mikrop.org">Öksürük </a>nasıl tedavi edilir?</strong><br />
Basit öksürüklerde tedavi düşünmeyiz, öncelikle takip etmek isteriz. Bir iki gün geçen öksürüklerde ise nasıl bir öksürük olduğunu anlamak isteriz. Kuru öksürük mü, dışarıdan gelen boya, toz gibi bir maddeye bağlı bir öksürük mü, anlamaya çalışırız. Eğer bir kuru öksürükse bunun nedenini araştırırız.</p>
<p>Kuru öksürüğün birkaç nedeni vardır. Geniz akıntısı en önemli nedendir. Balgamlı öksürükler önemli hastalıkların belirtisi olabilir. Bunu anladıktan sonra tedaviye geçmek gerekir. Tedavi her gün için ayrı ayrıdır.</p>
<p>Basit öksürüklerde semptomatik tedaviler veriyoruz. Geniz akıntısını azaltacak basit ilaç tedavileri, göğsü yumuşatacak sıvı alımları (bitki çayları, su ile olabilir), burun açıcı ilaçlar, uzamış bir öksürükse inhaler denilen, alerjik bronşit ve alerjik astımda kullanılan ilaçlar verilir.</p>
<p><strong>Öksürük için evde ne yapsak iyi gelir?</strong><br />
En önemli tedavi biçimi, bol sıvı almaktır. Ne kadar çok sıvı alırsanız öksürüğünüzün şiddeti ve kuruluğu o kadar azalır. Çünkü su balgamı iyi çözen maddedir. Onu dışında ıhlamur, adaçayı gibi bitkisel çayları içmenin sakıncası yoktur.</p>
<p>Burnunuz tıkalıysa buğuseptil yapmak, tuzlu su uygulamak yararlıdır. İki üç gün içinde öksürük geçmiyorsa, hastalık daha da büyüyor anlamına gelir. Eğer bu öksürük evdeki bir nedenden dolayı oluşuyorsa, örneğin evde boya yaptırdıysanız ya da odaları halı kaplattıysanız, sizi allerjik öksürüğe iten etkenden uzaklaşmak, tedavide temel prensiptir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mikrop.org/oksurugun-sebepleri-ve-tedavisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dişlerimi Nasıl Beyazlatırım ?</title>
		<link>http://www.mikrop.org/dislerimi-nasil-beyazlatirim.html</link>
		<comments>http://www.mikrop.org/dislerimi-nasil-beyazlatirim.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Nov 2011 20:07:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>zdearban</dc:creator>
				<category><![CDATA[Diş ve Ağız Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[beyaz dişler]]></category>
		<category><![CDATA[beyazlıklar]]></category>
		<category><![CDATA[diş beyazlatma]]></category>
		<category><![CDATA[diş beyazlığı]]></category>
		<category><![CDATA[dişler]]></category>
		<category><![CDATA[dişlerimi beyazlatma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mikrop.org/?p=288</guid>
		<description><![CDATA[Dişlerimiz üzerinde oluşan sararma, kararma gibi lekeleri basik işlemler ile temizlemek mümkündür. Diş doktorları’nın diş eti temizleme işlemleri esnasında uyguladıkları polisaj denilen bir işlem uygulayarak bu sararma ve siyahlaşmış bölgelerin beyazlaması sağlanmış olur. Polisaj işlemi diş üzerine sürülen özel bir mocundur ve polisaj işlemi sonucunda dişleriniz’de herhangi bir değişiklik olmamış ise dişlarinizde görülen leker çürük [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.mikrop.org/wp-content/uploads/2011/11/dis_beyazlatma.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-289" title="dis_beyazlatma" src="http://www.mikrop.org/wp-content/uploads/2011/11/dis_beyazlatma-300x205.jpg" alt="" width="240" height="164" /></a>Dişlerimiz üzerinde oluşan sararma, kararma gibi lekeleri basik işlemler ile temizlemek mümkündür. Diş doktorları’nın diş eti temizleme işlemleri esnasında uyguladıkları polisaj denilen bir işlem uygulayarak bu sararma ve siyahlaşmış bölgelerin beyazlaması sağlanmış olur.</p>
<p>Polisaj işlemi diş üzerine sürülen özel bir mocundur ve polisaj işlemi sonucunda dişleriniz’de herhangi bir değişiklik olmamış ise dişlarinizde görülen leker çürük veya lekenin çok derine işlemesi sonucundan kaynaklanmaktadır.</p>
<p>Dişlerimizin beyaz kalmasının en önemli önleyicisi tartışmasız diş fırçalamaktan geçer. Özellikle sigara kullanan kişilerde sararmaya karşı önleyici diş macunları oldukça etkilidir.Bilinmeyen bazı diş macunlarında dişleri zedeleyen ve yıpranmasına neden olan bazı karışımlar olabileceğinden diş macunu seçindede dikkatli olunması gerekmektedir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mikrop.org/dislerimi-nasil-beyazlatirim.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

